2019 ''Kur Şoku ve Çıkılmaz Sarmal''

20 Mart 2019 Çarşamba 19:15
2001 krizi sonrasında Türkiye IMF ve Kemal Derviş önderliğinde ekomiyi güçlendirmek adına birçok önlem aldı. Bankaların ve finans kesiminin yeniden yapılandırılması, BDDK'nin kurulması ve finans kesiminin yeni bir kurallar düzenine bağlanması gibi bazı yapısal reformlar uygulamaya konuldu. 
Kamu kesiminn mali disiplinini sağlamak amacıyla da vergilerin artırılması, harcamaların frenlenmesi ve bütçe açıklarının düşürülmesi gibi hedefller belirlenerek ekonominin güçlü temeller üzerine oturması amaçlanmıştı. Böylece bütçe açıkları düşürüldü, kamu borçları azaldı. Enflasyon da düşüşe geçerek faizler düşmeye ve azalan risklerle birlikte TL değer kazanmaya başladı. Ardından Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleriyle beraber TL'den altı sıfır atılması da gelince TL'ye olan güven arttı ve Türkiye'ye sıcak para girişi hızlandı. 
Bu gelişmeler sonucunda TL, yabancı paralar karşısında değerini olması gerekenin üstüne taşıyarak aşırı değerlendi ve bu değerlenme ithalatı arttırıcı etki gösterirken ihracatı azaltıcı etki gösterdi. 2008 yılında yaşanan global krizden sonra Amerikan merkez bankası Fed'in ''quantitative easing'' denilen miktarsal genişleme ile piyasaya tarihte görülmediği kadar bol miktarda dolar sürmesi ile 2009 ve 2014 arasında Türkiye bu bol dövizden faydalanarak büyüme serüvenine devam etti.
2013 yılından başlayan kur yükselişiyle beraber enflasyon ve ona paralel olarak faizler artmaya başladı. Bu süreçte Fed başkanı Ben Bernanke'nin de Fed'in faiz arttırımına yöneleceği ve dünyadaki likidite bolluğunun azalacağının sinyalini vermesiyle, gelişmekte olan ülkelerin yurtdışından sağlaması gereken sıcak parayı artık daha zor şartlarda bulacağı sinyalini dikkate alması gerekiyordu. Türkiye'de mevcut hükümetin bu göstergeleri dikkate almayıp geri ödemesini hesaba katmadan populist kaygılar ile harcamalara devam etmesi, 2017 yılından itibaren (kamu+özel) borç stoğunu 450 milyar dolara ulaşarak ülke üzerindeki borç yükünü tarihi bir seviyeye ulaştırmıştı.
Bütün bunların sonucu olarak hanehalkı ve özel sektör üzerinde bulunan borç miktarının verdiği baskı, faizlerin tarihi seviyelere çıkması, enflasyonun %25'lere ulaşmasıyla 2018 yılının son çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 3 küçülerek 2018 yılını yüzde 2,6 gibi oldukça düşük bir büyüme rakamıyla kapatmıştır.
2018 yılının son çeyreğinde ülkedeki enflasyonun ortalama %22 ulaşması ve ülkenin yüzde 3 küçülmeyle birlikte Türkiye slumpflasyona girmiş bulunmaktadır. Slumpflasyon ise bir ekonomide yaşanabilecek en kötü kriz durumu olmakla beraber özetle yüksek enflasyon ve ekonomik küçülmenin beraber yaşandığı durum olarak adlandırılmaktadır. Mevcut durumda elde edilen verilerden, 2019 yılında da en az 2 çeyrekte küçülmenin devam edeceği ve yeni bir kur şoku yaşanması halinde dahilinde ülke ekonomisinin içinden çıkılmaz bir sarmala gireceği görülmektedir.  
Ekonomist - Dorukhan Eynes / NOTKON
 
YAZARIN SON YAZILARI