Son gelişmeler üzerine!

11 Temmuz 2019 Perşembe 10:44
Dünyada gündemi bu denli hızlı değişen ikinci bir ülke yoktur diye düşünüyorum. Seçim belirsizliğiyle girdiğimiz 2019 Mart ayında yapılan seçimin bazı sebeplerle iptal edilmesi sonucu devam eden belirsizlik Haziran ayında Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı yeniden kazanmasıyla son bulup önümüzdeki süreçte uzun bir süre seçim olmamasından ötürü iktidarın ekonomiyle ilgili atacağı adımlar merakla bekleniyordu. 
Seçim sonrası oluşan bu olumlu havayla birlikte doların yükselişi bir süreliğine durmuştu. Fakat bu olumlu hava her zaman olduğu gibi uzun sürmedi. Bir yandan s-400 savunma sistemlerinin satın alınması neticesinde ABD'den gelebilecek yaptırımlar, öte yandan Akdenizde yaşanan Rusya, Mısır, Fransa ve ABD'nin Türkiye'yi Kıbrıs konusunda uyararak endişe duyduklarını dile getirmesi Türkiye'yi sancılı bir dönemin beklediğine işaretti.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken piyasalar Cumartesi sabahı sürpriz bir gelişmeyle güne merhaba dedi. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada Merkez Bankası Başkanı'nın görevden alındığı belirtiliyordu. Gerekçe ise özet olarak Murat Çetinkaya'nın piyasayla iletişimi iyi sağlayamadığı olarak belirtilmiş fakat devam eden süreçte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ‘' Kendisine ekonomi toplantılarında defalarca faizin inmesi gerektiğini söyledik. ‘Faiz düşerse, enflasyon düşer' dedik. Gerekeni yapmadı. Aynı kulvarda değildik.''  sözleriyle yapılan açıklamalarda asıl nedenin ne olduğu ortaya çıkmıştı. Yürütme organının ‘'ben seçimle geliyorum sen atamayla geliyorsun'' diyerek hakimlere talimat vermesi nasıl mümkün değilse, benzer durum merkez bankası için de geçerlidir.
Merkez Bankasına faiz indir veya para bas denilerek müdahele edilmesi demokrasiyle yönetilen ülkelerde mümkün değildir. Zira merkez bankasının karşılıksız para basarak hükümet harcamalarını finanse etmesi yasa dışı vergi toplamanın diğer bir yoludur.
Hükümet harcamalarını Merkez Bankası finanse ederse halihazırda %20 lerde olan enflasyon tekrar artışa geçerek yeterince değer kaybetmiş Türk Lirasının daha fazla değer kaybına sebep olacaktır. Ayrıca halihazırda 450 milyar dolar civarında olan dış borç nedeniyle dış finansman ihtiyacına ne kadar bağımlı olduğumuz ortadayken iç borç tarafında da 2019'un ilk altı ayında iç borç çevirme oranı %132'ye ulaşmış bulunmaktadır.
Diğer bir deyişle Hazine öyle borçlu ki piyasaya 100 lira borç ödeyebilmek adına 132 lira yeni borç almak zorunda kalmıştır..
Türkiye, ekonomi yönetiminin aldığı ve almaya devam ettiği yanlış kararlar neticesinde freni patlamış kamyon misali bir faciaya doğru sürüklenmektedir. Umulur ki direksiyonun başındakiler acil çıkış rampası geçmeden frenin patladığının farkına vararak bir facianın önüne geçebilirler…
YAZARIN SON YAZILARI