GÖÇ VE KİMLİK

31 Mart 2019 Pazar 10:47
Tarihsel, toplumsal, ekonomik gelişmelerin en büyük belirleyicilerinden biri göç olgusudur.  Özellikle iletişim  ve ulaşımın kısıtlı olduğu dönemlerde  göç en etkili iletişim ve dönüşüm aracı vazifesini görmüştür. Kavimler göçünün Avrupa ve Dünya tarihi üzerindeki etkisini göz önüne aldığımızda göç kavramının önemi daha somut hale geliyor. 
Bir bölgede ilerleme imkanı kalmayan bireyler ve topluluklar için göç bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Peygamber efendimiz (SAV) zamanında Mekke'den Medine'ye göçülmesi ve sonrasında yaşanan olumlu gelişmeler bu duruma iyi bir örnek olarak gösterilebilir.
Türk milleti de dünyada fazla göç hareketi yaşayan ve hem kendi bu göçler neticesinde şekillenmiş hem de dünyanın şekillenmesinde  de pay sahibi omuştur. Her fetih hareketini bir göç hareketi izlemiş ve fethedilen yerler Türk ve  Müslüman şehirlerine dönüşmüştür. Osmanlı Devletinin gerileme ve dağılma dönemleri ile Cumhuriyet döneminde Balkanlarda kaybedilen topraklar ve buralardan yaşanan göçler toplumsal hayatımızda önemli etkiler bırakmıştır. Diğer taraftan ülkemizde yaşayan gayrimüslüm vatandaşlarımızın da mübadeleye tabii tutulması süreci de ülkemiz açısından önemlidir. Yerel halk ve dışardan göçen insanlar tarafından yerleri doldurulmaya çalışılsa da özellikle ekonomik alanda arkalarında ciddi bir boşluk bırakmışlardır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni başkent olan Ankara'yı bir kenara bırakırsak ülkemizde ciddi bir iç göç hareketi görülmemiştir. 1950'lerden sonra ise köyden kente hızlı bir göç süreci başlamıştır. Maalesef bu göç süreci iyi yönetilememiş ve bu sürecin yarattığı sıkıntılar  gittikçe artan bir şekilde hem  büyükşehirlerimizi hem de ülkenin bütününü derinden etkilemektedir. Hem kontrolsüz bir şekilde göç veren yerler yetişmiş insan gücünü ve bununla birlikte birikmiş sermayesini kaybetmiş hem de göç alan yerlerin taşıma kapasitelerinin üzerinde nüfusa ulaşmaları gecekondulaşma, suç oranlarının artması , belediye hizmetlerinin yeterli ölçüde sağlanamaması gibi sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yeni ortaya çıkan rant alanları buralardan pay almak isteyen grupları da meydana getirmiştir. Sanayileşme, eğitim kalitesinin artırılması gibi alanlara yönelmesi gereken ülke enerjisi bu rantların paylaşmına odaklanmıştır. Özellikle son yıllarda defalarca gördüğümüz gibi ülkenin önemli sanayicileri bile inşaat ekonomisinin cekiciliğine kendisini kaptırmış ve esas işlerini yani sanayiyi arka plana atmışlardır.
İnsanlar göçer de şirketler göç etmez mi? Ülkenin başka şehirlerinde kurulan şirketlerde nüfüsun yani pazarın İstanbul'da toplanması neticesinde merkezlerini İstanbul'a taşımayı kendileri için bir gereklilik olarak görmüşlerdir. Ülkenin en büyük grupları olan Koç ve Sabancı'nın merkezlerini Ankara ve Adana'dan İstanbul'a taşımaları buna en iyi örnektir.  Şirketlerin taşınması iyi eğitim almış insanların da taşınmasını da beraberinde getirmiş ve göç veren illerin kayıpları bir kat daha artmıştır. Çünkü bir şehri ileriye taşıyanlar o şehirde yaşayan girişmciler ve iyi eğitim almış bireyleridir. Devlet teşvikleri oradan yetişmiş bir girişimcinin yaptığı etkinin yanına bile yaklaşamamaktadır. Öte yandan toplumda değişim yapabilme yeteneğine ve donanımına sahip bir çok birey de büyük şehirlerin kalabalığı içerisinde kaybolup gitmektedir.
Aşırı ve yoğun bir şekilde göç alan şehirler kimliğini kaybetmekte ve birbirinden izole alanların ortaya çıkması ve kültürel olarak geriye gidiş süreci yaşanmaktadır. Fiziksel olarak birbirine komşu ama bambaşka hayatların yaşandığı şehir bölümleri oluşmaktadır.
Hemşehri dayanışması büyükşehirlerde karşımıza çıkan kaçınılmaz bir olgudur. Göç eden insanların şehirde tutunmalarını kolaylaştıran bu durum bir taraftan da hemşehrilerin birbirini kollamaları ve belli sektörlerde diğer insanların bu sektörlere girişini engelleyerek tekel oluşturmaları sebebiyle piyasa ekonomisinin işleyiş kurallarına zarar vermektedir.
Ülke nüfusunun ve kaynaklarının belli şehirlerde toplanması ülkeyi daha kırılgan bir hale getirmektedir. Mesela İstanbul'da yağan kar ülke gündeminin bir numaralı maddesi haline gelmesi gibi.
Kalabalıklaşan şehirlerde yaşam maaliyetleri de artmaktadır. Bu maaliyeti sadece o şehirlerde yaşayanlar değil aslında tüm ülke ödemektedir. Örnek vermek gerekirse son yıllarda en fazla yakınılan konulardan biri de üretildiği yerde ucuz olan tarımsal ürünlerin şehirlerde astronomik fiyatlardan satılmasını gösterebiliriz. Burada aracıların çokluğu kadar marketlerin, manavların ödediği yüksek kira  bedelleri de tüketicinin aldığı ürünün fiyatının içinde ciddi bir maliyet kalemi olarak yer almaktadır. Üreticinin kazanması gereken gelire şehirdeki dükkanın mülk sahibi de ortak olmaktadır.
Yukarda anlatmaya çalıştığımız gibi göç bir ülkenin temel belirleyici unsuru üzerinde daha hassasiyetle durulmalıdır. Ülkemizde maalesef köylerin bir çoğu öldü ve küçük şehirler ise can çekişmektedir. Göç kavramı insanoğlu olduğu sürece olacaktır. Önemli olan bu süreci ülkeye zarar vermeden, maksimum faydanın alınabileceği şekilde iyi yönetilmelidir. Göç tek yönlü değil karşılıklı olursa daha dengeli bir ülkeye kavuşmuş oluruz.  Göç olgusunun yönetimi için ülkemizde henüz ciddi bir adım atılmadı fakat bundan sonra atılır inşAllah. Zira iç göçün dışında Iraklı, Afgan ve de en önemlisi Suriyeli göçmen sayısı ciddi rakamlara ulaştı. Eğer bu konuya hakkettiği önemi vermezsek ilerde çok büyük sıkıntılar bizi bekliyor.
YAZARIN SON YAZILARI