Tanzime giden yol!

27 Mart 2019 Çarşamba 16:46
Son günlerde gıda fiyatlarındaki artış ve buna karşı önlem olarak ortaya konulan tanzim satışlarla birlikte, tarım diğer tüm meselerin önüne geçerek ülkenin bir numaralı gündemi oldu. Tarım ürünlerinin neredeyse tamamında görülen astronomik fiyat yükselişleri ve üretimin ihtiyacı karşılayamaması sonucu birçok üründe ithalata başvurulması tarım politikalarının eleştiri oklarının hedefi olmasına sebep oldu. Tarımsal üretimimiz yıllardır iddialı olduğumuz soğan, patates domates gibi ürünlerde bile alarm vermeye başladı.
Peki tarımsal üretimizde yaşanan bu düşüşün sebepleri nelerdir.
Öncelikle yanlış şehirleşme ve sanayileşme politikaları ile birlikte verimli ovalarımız tarımsal üretimde kullanılmak yerine betonlaşmaya terk edildi. Diğer taraftan köyden şehire ve küçük şehirlerden büyükşehirlere olan göçün önlenememesi ile birlikte köylerimiz dolayısıyla oralardaki tarımsal alanlarımız boş kaldı. Köyler artık üretim alanları olmaktan çıktı. Yıllar önce yüzlerce büyükbaş ve küçükbaş hayvanın yetiştirildiği köylerde bugün hayvana rastlamak bile neredeyse mümkün değil.  Köyden şehire devamlı göçün devamlı bir şekilde yeni rantlar oluşturması ile elindeki kaynakları tarımsal üretim için kullanması gereken insanların bu rantlara yönelmelerine ve tarımın ihmal edilmesine sebep olmuştur. Şehire göçen her bir köylü ile birlikte hem maddi kaynak hem de bilgi birikimi de köylerden çıkmaktadır.
Yöresel koşullara uygun tarım ürünlerinin üretilmesi ve yöresel tüketim anlayışlarının buna uygun olarak şekillenmesini sağlayamadık. Mesela mısır gibi çok su isteyen bir bitkiyi Konya Ovasında üretmeye çalışmamız neticesinde hem yeraltı su kaynaklarımızı ciddi oranda tükettik hem de bu yer altı sulamasının getirmiş olduğu ciddi maliyetlere katlanmak zorunda kaldık.
Yanlış eğitim politikaları sonucunda ise genç neslimiz tarımdan uzaklaştı ve ortalama çiftçi yaşımız 55-56 seviyelerine geldi. Bugün işsizlik ülkemizin en önemli sorunlarından biri olarak gözükmesine rağmen tarımsal üretimde çalıştıracak işçi bulunamıyor. Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarımsal üretim durma noktasına gelecek.  Bu konuda yanlış şekilde yapılan sosyal yardımlarda tarımda çalıştıracak insan bulmanın zorlaşmasına neden oluyor. Tarıma ve tarımsal üretim yapan insanlara olan bakış açısı maalesef ülkemizde yanlış. İnsanlar evlatlarının tarımsal üretimle uğraşması yerine daha az bir ücretle olsa bile şehirde masabaşı bir işte çalışması daha cazip geliyor.
Diğer taraftan tarımsal üretimde kullanılan tohum, gübre, ilaç, makine ekipman ve mazottaki dışa bağımlılık hem maliyetleri yükseltiyor hem de kurda yaşanan gelişmelere karşı tarım sektörünü dayanıksız hale getiriyor.
            Tarmsal ürünlerin tüketiciye kadar gelirken yüksek fiyatlara ulaşmasında çok fazla elden geçmesi yanında özellikle şehirlerde kira, işçi nakliye gibi maliyetlerin de yüksek olması önemli bir sebep olarak karşımıza geliyor. Tüketicilere daha ucuz ürün alabilme imkanı sağlaması gereken pazarlar ise maalesef yeterince kaliteli hizmet sunamıyor.
            Tarımsal üretimde belirli bir planlamanın olmaması ve çiftçilerin her sene yüksek fiyat dalgalanmalarına maruz kalması da çiftçinin tarımsal üretimde önünü görebilmesi ve ona göre ekim yapmasını engelliyor.  Devlet de destekleme politikasını her sene değiştiriyor ve açıklamasını da çoğu zaman ürünün hasadı zamanına yakın vakitte yapıyor. Bu da desteklemelerin üretimi yönlendirme hedefine ulaşmasını zorlaştırıyor. Ürün fiyatlarının çok düşük olduğu dönemlerde devlet devreye girerek çiftçiyi koruyucu tedbirler alarak çiftçinin zararını azaltmıyor.
            Çiftçinin hem ucuz hammadde temin etmesini sağlayacak hem de ürünün pazarlanmasında, piyasa fiyatının oluşması sürecinde elini güçlendirecek olan kooperatifleşme mekanizması da maalesef ülkemizde yeterince işlememektedir. İyi niyetle çıkılan yolda kooperatifler bir süre sonra hedefinden uzaklaşmakta ve birilerinin cebini doldurma aracına dönüşmektedir. Bu alanda denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir.
            Kısacası tarımın sorunları çok kompleks bir durumda ve eğer bütüncül  yaklaşımla üzerinde durulmazsa çözüme ulaşmak mümkün değil. Bu konuda başarılı olmak isteniyorsa vakit geçirilmeden adım atılmalıdır. Zira gecikilen her an sorunu daha da derinleştiriyor.
Enes SAMİ/NOTKON
YAZARIN SON YAZILARI