Yeni Şafak Gazetesi çalışanından bomba iddialar! 'Bebeğime sağdığım sütleri

2012 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde 212 basın sigortası ile çalışmaya başlayan bir çalışanın Medyaradar’a isminin gizli kalması kaydıyla yaptığı açıklamalar olay yaratacak cinsten.
Yeni Şafak Gazetesi çalışanından bomba iddialar! 'Bebeğime sağdığım sütleri
Kurum içinde yapılan mobingi tek tek anlatan eski çalışan, anne olduğu dönemde yasal hakkı olan emzirme izninin bile sabah 7'de işe başlaması kaydıyla kullandırıldığını, masa başından kalkmadan kendisinden özel haberler istendiğini ve ulaşılması imkansız tıklama sayılarının kendilerine hedef olarak konulduğunu iddia etti.

Kurum binasında bebeği için ancak mescitte sağabildiği sütleri herhangi bir dolaba koymasına izin verilmediğini ifade eden çalışan ayrıca pek çok kez bu sütlerin çöpe atıldığını öne sürdü.

Çalışan, doğum iznini uzatmayı talep ettiğinde “Biz de böyle bir uygulama yok” cevabını aldığını ifade ederken, işi bırakmayı istediğinde ise istifasının insan kaynakları tarafından kabul edilmediğini ve tazminatının da verilmediğini söyledi.

Çalışan, istifa için gittiği kurumun insan kaynakları ile yaptığı görüşmelerde kendisine, “Buradan aldığın maaş çocuğunun tedavi masraflarına yetmiyorsa çocuğunu devlet hastanesine götür. Araba almasaydın, benzin parası vermeseydin. Asla Yeni Şafak tazminat ödemez aklından çıkar” gibi cümleler kurulduğunu da aktardı.

İşte Medyaradar'a gelen ve içinde oldukça dikkat çeken ifadelerin yeraldığı o mesaj:

Merhaba…

Öncelikle gerek sahada, gerekse bilgisayarları başında gece-gündüz demeden vatandaşa doğru haberleri aktarmak için çalışan tüm gazeteci arkadaşlarımın “10 Ocak Gazeteciler Günü”nü kutluyorum. Bu vesileyle, işin biraz da kadın tarafından bakarak, kadın olmanın zorluklarını mesleki anlamda yaşayan eski bir gazeteci olarak size bir mesaj bırakmak istiyorum.

Ben mesleki hayatıma 2002 yılında üniversiteye başladığım zamanlarda adım attım. Sene 2012 olduğunda 10 yıldır sektördeydim. 2012 yılına kadar maddi zorluklar dışında işimi severek yapıyordum. Daha sonrasında kendimi daha da geliştirmek için, ailemin de severek okuduğu Yeni Şafak Gazetesi'ne geçtim. Açıkçası bu da benim için mucize bir şeydi. Severek takip ettiğim bir Genel Yayın Yönetmeni vardı. Hatta, eski çalıştığım kurumdaki müdürümün “Dış politikada görüşü alınabilecek 3 isimden biridir; haberlerde görüşünü al” dediği kişiyle çalışacak olmak benim için mutluluk ve onur vericiydi. İlk iş günümde çalışma arkadaşlarımı çok sevmiştim. Herkes aile gibiydi. Herkes ekmeğini paylaşıyordu ve içeride gerçekten huzur vardı. Çok ama çok mutluydum. Hem de 212 ile çalışıyordum. Ta ki ilk ve ikinci çocuğum olana kadar…

İlk çocuğumu doğurmadan önce hem internet sitesinde haber editörlüğü yapıyor hem de gazetenin bir sayfasını hazırlıyordum. Derken hamile kaldım, o süreçte de “Sayfan reklam getirmiyor” denerek bir anda gazete sayfam elimden alındı. Oysa ben o sayfayı seviyordum ve benim branşlaştığım alanımda haberler hazırlıyordum. Sonrasında doğum izni süresi geldi, iznim bitti ve işime geri döndüm. Tabii ki elimde bir sayfam yoktu, üstelik çalıştığım branştan internet sitesinde de alındım ve bilmediğim branşa verildim. Onu da bir şekilde öğrendim, yürüttüm. Aradan 6 ay geçti, ikinci çocuğuma hamile kaldım. 8. Ayda doğum iznine ayrıldım. 3 ay sonra, doğum iznimi uzatmak için şirketin insan kaynaklarıyla görüştüm fakat “Bizde öyle bir uygulama yok, doğum iznini uzatamazsın” dediler. Meslekte, çevremde her gördüğüm kadının ücretsiz doğum izni uzatma hakkı bana tanınmamıştı. “Neyse” diyerek 4 aylık izin bitiminde döndüm. Günlük süt izinlerimi haftasonu tatili olarak kullanmak istediğimi talep ettim, bunu da yapamayacaklarını ama bir saat erken çıkabileceğimi söylediler. “Allah'a şükür” dedim en azından bir saat erken çocuklarımın yanında olabilecektim. Ancak “Sabah erken yani 07.00'da mesaiye başlarsanız” şartı geldi. Onu da kabul ettim. Anneler bilirler, 2 yaşa kadar çocuklar emzirilmeli, emzirilemiyorsa süt mutlaka sağılıp çocuğa verilmelidir. Ben de süt sağmak için gazete binasında yer aramaya başladım. İdari işler ve insan kaynakları müdürlüğüne sütümü nerede sağabileceğimi sorduğumda düzgün bir yanıt alamadım. Her neyse süt sağmak için mescidi uygun gördüm. Hem namaz kılıyordum hem süt sağıyordum ama bu benim içime sinen bir durum değildi. Yani bir yandan ibadetini yerine getiren çalışma arkadaşlarım, bir yandan iki göğsü açık bir kadın süt sağmaya çalışıyor. Şimdi sırada bu sağdığım sütlerin saklama problemi vardı. Çalışma saatleri 9 saat olduğundan 9 saat boyunca sütlerin buzdolabında durması gerekiyordu. Fakat şirkette sütleri kafeteryadaki buzdolabına koymamıza izin vermiyorlardı, yemekhanedeki buzdolabına da koyamıyorduk. En sonunda durumu idari işler müdürlüğüne bildirdim bana “Bu bizim sorunumuz değil” dediler. Sonrasında işyerinde hemşire olan arkadaşımıza söyledim. O da minik buzdolabının buzluğunda saklayabileceğimi ifade etti. Ben de sütleri oraya koymaya başladım. Fakat bilen bilir süt sağım işi en az 30 dakika sürer. İki saatte bir de sütü sağmak gerekir, aksi takdirde sağlık açısından olumsuz bir durumdur. Benim iki saatte bir yarım saat ortadan kaybolmam sorun olmaya başladı. Sonrasında sağlık odasında, bakım yapılacak dendi benim sütlerin çöpe gittiğini öğrendim. Yemekhaneye yalvar yakar yeni sütlerimi koydurdum ama 3 gün boyunca sütlerim hep çöpe atılmıştı.

Bizden “Özel haber yapacaksınız, aylık hedefiniz 4 milyon tıklama olacak” diye taleplerde bulunmaya başladılar. Özel haber yapmak için izin istediğimizde ise hiç izin alamıyorduk, “Masa başından yapılsın” deniyordu hep. Sonrasında şirkette departman değiştirmek istedim. İki kez görüşmelerimi yaptım ama nedense benim dışımda diğer başka kişiler departman değiştirebilirken ben “Sen gidemezsin” yanıtını aldım. Bazen kurum içinde toplantılar yapılırdı, o toplantılardan benim ve birkaç arkadaşımın hiç haberi olmazdı. Ben bu kurumda kırılmaya başladığımı hissettiğim anda 6 yıl olmuştu ve kendime bir iş buldum. Yeni işin şartları çok iyiydi ama benim bunu önceden şirkete bildirmem gerekiyordu. 2 hafta öncesinde bildirdim. Ve hatta araya bayram giriyordu. Bölüm müdürlerime “Araya bayram giriyor, oradan da bastırıyorlar ama bayram üstü kimseyi yüzüstü bırakamam merak etmeyin bayramda da çalışacağım” dedim. Bayramdan bir gün önce istifa dilekçemi insan kaynaklarına verdim ama karşılığında “Teslim aldık” yazılı bir kağıt vermeyeceklerini söylediler. Çünkü bu şekilde çalışmıyorlarmış. Üstelik İnsan kaynakları müdürüne maaşımdan dolayı işten ayrılmak istediğimi söyledim. “Maaş neden yetmiyor?” dedi. Ben de “Çocuklarım küçük, sürekli hastanelerdeyiz, param yetişmiyor gerçekten” dedim. Bana, “Sen de çocuğunu özel hastaneye götürme” dedi. “İyi de benim çocuğum iki kez havale geçirdi, biz riskli grubuz, devlet hastanesinde acilde çok bekliyoruz anne olarak korkuyorum” dedim. “Araba almasaydın, benzin parası vermeseydin” şeklinde tuhaf tavsiyelerde bulundu ve bana istifa mektubum karşılığında “Teslim aldık” yazısını vermeyeceğini söyledi. Ben de aynı gün notere gittim ve istifamı noter aracılığı ile gönderdim. Bayram üstü yine de mesai arkadaşlarımı ve bölüm müdürlerimi mağdur etmemek için istifa ettiğim halde bir hafta daha çalıştım, bayramda bile yani. Bölüm müdürlerim Allah'ı var bana destek oldular ve “Tazminat konusunda referans oluruz ama sen direkt gazeteye bağlısın, bize kalsa hakkın neyse alırsın kendin ayrılsan bile. Ama 212'lisin takdir Genel Yayın Yönetmeni'nde” dediler. Sonrasında Gazeteciler Sendikası'nın avukatı ile konuştum, 6 sene 212'li çalıştığım için kıdem tazminatımı alabileceğimi, vermek zorunda olduklarını söylediler. Ben bunu İK müdürüne söylediğimde “Asla Yeni Şafak tazminat ödemez aklından çıkar” yanıtını aldım.

Sonrasında tazminatımı konuşarak almaya çalıştım ama bana “10 bin lira” teklif edildi. Ama benim hakkım ihbar tazminatını bırakarak 22 bin liraydı. Bir sonuç alamadım. Fakat bu kurumdan ayrılan pek çok kişi gerek İK direktörünü gerekse genel yayın yönetmenini arayıp “Tehdit”, “Şantaj”, “Dava açarız” sözleriyle tüm tazminat kalemleri çatır çatır aldılar. Son dönemde de insanlara “Ayrılmak istiyorsan tazminatını veririz” diyen bu kurum beni aylardır süründürüyor. Yeni işyerime girdiğimde oradan maaş almadım, buradan da sadece 10 günlük maaş alabilmiştim. 2 ay boyunca kredi kartıyla yaşadım ve artık kredi kartımı ödeyebilecek durumda değilim. Ve bu 22 bin liraya bile ihtiyacım var.

Bu kurumda yeri geldi mobbing yedim, yeri geldi sağdığım sütler atıldı, yeri geldi doğum izni kullanamadım, yeri geldi haber üretmek için yıllık iznimden yedim, yeri geldi sevdiğim sayfam elimden alınıp başka birine verildi, yeri geldi hakkımda “FETÖ'cü”, “Kemalist”, “Komünist” diye dedikodular çıkarıldı. Yeri geldi, benden yaşça küçük müdürlerin azarını yedim, yeri geldi suratıma bakmadılar ama ben çalışma arkadaşlarımı satmadım, düzgün davrandım, edebimi korudum ve ayrılırken tazminat için “Tehdit” yolunu seçmedim. “Güzellikle hallolsun ben bu kapıda ne de olsa 6 sene ekmek yedim” dedim. Ama herkes tazminatını “Dava açarım” deyip rahatlıkla alırken, ben güzel güzel konuşup hiçbir hakkımı alamadım.

5 sene üzeri 212 ile çalışanlar kıdem tazminatını alamaz mı diye sorarım size? Sizin şirketiniz zırt pırt resmî evraklarda bilginiz olmadan kadro isminizi değiştirdiği için basın kartı alamayanınız oldu mu? Benim tazminatımı almam için ne yapmam gerek? Sorarım sizlere...

Neyse ki bu şirketten kurtuldum. Yeni iş yerimde huzurluyum, mutluyum. Mükemmel insanlarla çalışıyorum. Sevdiğim işi yapıyorum ve bu iş yerinde ciddiye alınıyorum, işe yaradığımı hissediyorum. Hatta eski arkadaşlarım yüzüme gözüme kan geldiğini söylüyor. Borcum var ama eğer tazminatımı alabilirsem onları kapatırım kafam daha rahat çalışırım.  İşte böyle… Dahası da var anlatacaklarımın sayfalar yetmez…

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nüz kutlu olsun gazeteci arkadaşlarım, inşallah güzel günler göreceğiz umuduyla…

Medyaradar

HABER YORUMLARI